Biga yarımadasının en yüksek dağı olan Kazdağı ya da Kaz Dağları olarak isimlendirilen dağ silsilesi, Marmara Bölgesinin de Uludağ’dan sonra en yüksek ikinci dağıdır. Alanın en yüksek kesimleri Karataş (1774 m), Babadağ tepe (1765 m), ve Sarıkız tepedir (1726 m). 1994 yılında Bakanlar Kurulu kararı ile 20.935 hektarlık bir alan Milli Park ilan edilmiş ve koruma altına alınmıştır.

Kazdağı Milli Parkı

Kazdağı Milli Parkı, biyolojik çeşitlilik (flora ve fauna), endemik bitki türleri, orman ve su ekosistemleri, jeolojik ve jeomorfolojik yapı, mitolojik geçmiş ve çevresindeki geleneksel yaşam tarzı ile ulusal ve uluslararası düzeyde eşsiz öneme sahiptir ve bu özellikler Kazdağı Milli Parkı’nın önemli kaynak değerlerini oluşturmaktadırlar. Böylelikle Kazdağı’nın doğal bir hazine niteliğindeki jeomorfolojik özelliklerinin korunması, flora (bitki) ve fauna (hayvan) varlığının devamının sağlanması, araştırılması ve gelecek kuşaklara aktarılması hedeflenmiştir.

Doğudan batıya uzanan Kazdağı kütlesini, kuzey-güney istikametinde yaran derin vadi ve kanyonlar ve bu yapının ortaya çıkardığı farklı iklimsel koşullar, bitki ve hayvan varlığının zenginleşmesi açısından uygun yetişme ortamı imkanları sağlamıştır. Biyolojik çeşitlilik, Milli Parkın ana kaynak değerini meydana getirmektedir. Bugüne kadar Kazdağı’nda 800 bitki taksonu tespit edilmiştir. Başta Kazdağı Göknarı olmak üzere 32 adet Kazdağı’na endemik tür bulunmaktadır. Bunun yanında Türkiye’nin endemik türü olan ve Kazdağı’nda yetişen 48 adet, endemik olmayan ancak Türkiye’de sadece Kazdağı’nda yetişen 15 adet tür bilinmektedir.

Milli Park ilanı ve avlanmanın yasaklanmasıyla birlikte, yaban hayvanı popülasyonlarında da gözle görülür artışlar olmuştur. 2003 yılında yapılan envanter çalışması verilerine göre alanın yüksek rakımlı kuzey bölgelerinde ve yerleşim yerlerine (köy, kasaba gibi) yakın alt bölgelerinde hayvan varlığı doğal olarak az miktarda, orta bantlarda ise bu bölgelere oranla daha fazladır. Belirlenen en önemli hayvan türleri; ayı, domuz, kurt, karaca, tilki, porsuk, sansar vb. dir. Bölgede yapılan araştırmada 10-15 yıl öncesine kadar sırtlan ve vaşak gibi hayvanlar görülmesine rağmen, bugün bu türlerin tükendiği anlaşılmıştır. Ayı, kurt ve karaca gibi türlerin de risk altında olduğu anlaşılmaktadır.

İda Dağı

Kazdağı kültürel geçmişi Bronz Çağı’na kadar giden bir birikime sahiptir. Antik Çağ’da İda adıyla anılan dağ kütlesi Yunanistan’daki Olympos Dağı’ndan sonra Yunan kültürünün en kutsal ikinci dağıdır. Zeus’un Olympos’tan sonra en çok vakit geçirdiği yer olan İda, aynı zamanda Zeus ile Hera’nın kutsal evliliğine de ev sahipliği yapmıştır. Yunan kültüründen önce Anadolu kökenli ana tanrıça Kybele (Magna Mater, Tanrıların anası) ilişkilendirilen Kazdağı’nda, Kybele’ye ait bir kutsal koruluk bulunmaktaydı. Anadolu’daki kökeni MÖ 8. Binyıla kadar uzanan Kybele kültü, Kazdağı ve çevresinde Frigler ile birlikte tapınılmaya başlanmıştır. Yunan mitolojisinde de varlığını devam ettiren kült, zamanla Yunan dini içerisinde erimiş ve tüm varlığını Kazdağı’na aktarmıştır. Roma Çağı’nda tanrıçanın “Idaea Mater” ismiyle anılmasına dahi vesile olmuştur.